Divriği
ulu cami ve Daru'ş-şifası adıyla dünya sanat tarihinde yer alan bu eşsiz
eser, Anadolu Selçuklu Devleti Mengücek Oğulları Beyliği döneminde
(1228) Mengücek Beyi Ahmet Şah tarafından, Şifahane ise Ahmet Şah'ın eşi
Melike Turan tarafından yaptırılmıştır. Divriği ulu camii Fatma hatun
Camii, Ahmet Şah Camii diye de adlandırılır.
Divriği Ulu Camii'nin ve Darü'ş-şifanın dünyadaki diğer
tarihi eserlerden bir takım farkları vardır:
Birincisi,böyle mükemmel üç boyutlu detaylı geometrik
sitiller ve bitkisel bezemeler hiç bir yerde olmadığı sanat tarihçiler
ve mimarlar tarafından söylenmektedir.Kapı ve duvarlara işlenen tüm
motifler asimetriktir ve her karede binlerce taş işlemeli motif bulunur.
Usta devamlı tekrardan kaçınmış ve kendisini yenilemiş. Hiç bir motife
bağımlı kalmamıştır. Her motifte Allah'ın birliğinin vurgulandığı
gözlemleniyor.
Divriği
Ulu Camii ve Daruşşifasının dört kapısı vardır. Şifahane
Taç Tapısı,Cami Kuzey Taç Kapı,Cami Batı Taç Kapı ve Şah Mahfili Taç
Kapısı. Her biri birbirinden farklı eşsiz
bezemelerle göz kamaştıran bir mimarlık ve mühendislik harikası
niteliğindedir.
Şifahane Taç Kapısı,üzerindeki dev yıldızlar ve dev palmetlerle görkemli
bir duruşu vardır.Mukarnaslı nişler çok detaylı işlenmiş. Kapı üst
kısmında bir pencere ve pencere önünde bir sütun mevcut.
Binanın dengede durup durmadığını belirtmek için dönen
bir kolon, 1938 depremine kadar döndüğü ondan sonra mekanizmasının
kırıldığı içine kilitlendiği söylenmektedir.
Şifahane Taç Kapısından içeri girdiğimizde ortada bir
havuz, sağında ve solunda iki adet kolanla karşıda büyük bir eyvan bizi
karşılıyor.Kolanların hepsinin motifleri farklı ve bizi o özlenen
medeniyete götürüyor.Burada su sesi, musiki ve Kur-an sesi ile
hastaların tedavi edildiği söylenmektedir. Şu anki psikiyatri
kliniklerinde kullanılan tedavi sisteminin bir kısmı 800 yıl önce burada
kullanılıyormuş. İçerdeki küçük eyvanlarda ise şehit türbeleri mevcut.
Rivayete göre Selçuklu döneminde yaşayan büyük zatlar savaşlarda şehit
olmuş ve buraya defnedilmiş.
Ayrıca bu eşsiz eserin gerçek sahipleri de sol karşıda,
türbe özelliğindeki bir odada yatmaktalar.Ahmet Şah, eşi Melike Turan,
annesi Fatma Hatun, babası Süleyman Şah ve aile efradı burada
yatmaktadır. Diğer lahitler ise talan edilmiş, sadece Ahmet Şah'ın ve
eşi Melike Turan'ın lahitleri orijinalliğini korumaktadır.Burada
patlıcan moru çiniler ve turkuvaz mavisi çinilerle altın varaklı YA
ALLAH yazıları mevcut
Büyük eyvanda da Orta Asya kökenli bezemeler, kainatın
yaratılışını, genişlemesini, verilen emir gereği hareket etmesi zamanın
geçtiği,her şeyin hareket halinde olduğu ve bir sonun yaklaştığı
kıyametin kopacağı, ALLAH' ın vaadinin yerine geleceği, TEVHİD in yerini
bulacağı konusu anlatılmakta.Yani kainat kitabı burada taşa işlenmiştir,
diyebiliriz.Üst odalar,tabip odaları ve idari bina olarak
kullanılmış.Tabip odalarına girişin üst tavanı alçak olarak
yapılmış,saygı ve edep ile girilsin diye.Şifa haneden çıkarak yavaş
yavaş camiye doğru gidelim.
Ulu Camii Batı Taç Kapısı Diğer kapılara göre daha çok ince detaylarla
işlenmiş,birbiri ile kesişen çokgen- ler,
ince bir palmet zinciri,üçgen,dik
dörtgen,kare ve prizmatik taşların iç içe yer- leştirilmiş haldeki
görüntüsü zihinlerde yeni ufuklar açıyor adeta. İnce işlemele-rinden
dolayı Tekstil Kapı da denir.
Burada diğer taş işleme sanatından ayıran bir başka özellik de taşın
içerisine taş yerleştirilmiş olmasıdır.Bir
çok sanat eserinde taş işleme örnekleri kullanmıştır ama taşın
içerisine taş yerleştirmesi sanatının sadece
bu eserde uygulanmıştır.
Yandaki resme yakından
baktığınızda ustanın nasıl ince bir işçilik yaptığını fark edeceksiniz
ve neden tekstil kapı dendi- ğini daha iyi anlayacaksınız.
Çift Başlı Kartal ve Şahin Kuşu
Batı Taç Kapısın sağ kenarında çift başlı kartal sol
kenarında da çift başlı kartalla birlikte tek başlı şahin kuşu
kabartması ustalıkla yerleştirilmiştir..Çift
başlı kartal, Selçuklu amblemi, tek başlı şahin kuşu ise Mengücek
amblemi olarak bilinmekte- dir. Şahinin başı öne doğru eğik. Bu
şekilde Ahmet Şah, Selçuklu'ya saygısını,
bağlılığı ifade ediyor.Çift başlı kartalın başının biri doğuya
biri batıya bakmaktadır o da Doğunun ve Batını hakimi Türkleri
sembolize etmektedir. Ayrıca çift başlı kartal güç, kudret, özgürlük
,bağımsızlık anlamına da gelmektedir ki bu da TÜRK ruhu ile
bağdaşıyor. Batı Taç Kapısından Kuzey Taç
Kapıya doğru giderken minarenin kaidesinin bulunduğu köşeden geçiyoruz.
Kanuni zamanında Mimar Sinan Ulu Camide bir takım restorasyon
çalışması yapmış ve bu kaide de o zaman yapılmıştır. Köşeyi dönerken
adete bir sanat gösterisinde mükemmel finale doğru yaklaşıyoruz.
Kuzey Taç Kapısı'nın Diğer Adları:
Kale Kapısı,Cümle Kapı ve Cennet Kapısı'dır.
Bir taş ancak bu kadar işlenebilir, o günün
teknik bilgi,araç ve gereçleri ile bu eserin nasıl yapıldığı sorusu
sürekli zihinlerde yankılanıyor.Burada da hayranlık uyandıran farklı
desenler incelendiğinde müthiş şekil ve mana
ilişkisi kendini belli ediyor. Güneş diski,yaprak bulutları hayat
ağacı motifi, hilaller ve yıldızlar yine üç boyutlu detaylı ve bitkisel
bezemeli şekiller bir sanat galerisi gibi karşımızda duruyor.
Kuzey Taç Kapının ana kapı
kenar çerçevesi de düz bir sütunla çevrilmiş ve üç yönlü onlarca simge
yerleştirilmiş. Buradaki işlemeciler de sekizgen yıldızlarla
çevrilmiştir.Ahmet Şah sağ bordüre yatay işlenmiş yıldız üzerine
"Adaletli sultanın mutluluğu, egemenliği ve saadeti sonsuz olsun"
yazdırmış ve simetriğine de cami, manevi
olarak Allah' ın muhafazası altına alınsın diye ayet' el-kürsiyi
yazdırmış.
Kuzey Taç
Kapı, esas orijinal giriş kapısı olmasına rağmen 60 yıldır kapalı
bulunuyor.Şu anda camiye Batı Kapısından
giriliyor. Kuzey Taç Kapıdan girildiğinde ise ilk önce bizi sağda ve
solda iki adet emanet sandukası karşılıyor.
O zamanlar buranın halkı uzak yerlere, yazlıklarına gittikleri zaman
evlerinde olan altınları emanet olarak camiye bırakırlarmış, tabi cami
24 saat açıkmış ve aylar sonra geldiklerinde emanetlerini alıp
giderlermiş. O zaman camide hırsızlık olmazmış.
Yukarı baktığımızda ilk önce 12 adet kabarmış sarkıtlarla
çevrili düz bir tavan örtüsü(tonoz) ve karşıda 16 adet sütun göze
çarpıyor.Kolonların hepsinin baş ve ayaklarının yine birbirinden farklı
olduğunu görüyoruz. Bunlardan bazıları
Osmanlı döneminde güçlendirilmiş, orijinalleri
içerisinde. Kubbe,Cumhuriyet döneminde kıt imkanlarla yapılan
restorasyonda ancak bu kadar yapılabilmiş. Cami, güney-doğu köşesindeki
tonozlar orijinalliğini muhafaza etmiş ama batı tarafı çok hasar görmüş.
Şah mahfilinin yıllar öncesinden bütün ahşap
işlemeleri, halıları ve kapısı maalesef çalınmış. Şu anda kapı, pencere
görünümünde, mahfil ise kuru bir iskelet gibi içler acısı bir şekilde
duruyor.
Mihrap
İlk
bakışta sade bir yapı gibi görünen fakat o bütün sadeliği bir noktaya
toplayan mihrap iç detay ise taşa taş çıkartırcasına işlenmiş.Mihrabın taşı bile farklı, daha sağlam olan taştan
yapılmış. Namaz kılan cemaatin gözleri işlemelere takılıp huşuu bozulmasın
diye sade yapılmış. Ayrıca imamın da bakabileceği yerler sade
bırakılmıştır.İç detayda birbiriyle bağlantılı
ters çevrilmiş kalpler yer alıyor bu kalpler yukarı
doğru sıralanmış, mihrabın iki yanının kesiştiği uç noktaya iki adet elif,
ortaya bir lale ve lalenin altına bir hilal yerleştirilmiş.
Ebcet hesabına göre elif,lale ve hilal
ALLAH demektir, yani "Bütün kalpler ALLAH a muhtaçtır.Kalpler ancak ALLAH ı
zikretmekle tatmin olur.Dönüş Onadır.Yapılan bütün secdeler, rükular ve
dualar Ona gider.Allah; insanların yüzlerine giyimine, malına bakmaz, O,
ancak insanların kalbine bakar." anlamları adeta taşa işlenmiş.
Mihrap üstü kubbesi de cami içerisindeki akustiği sağlayabilmek için
yapılmıştır. Cennet mekan, Yavuz Sultan Selim Han tarafından Divriği Ulu
Camiye saray halıları ile beraber hediye edilen çini bir küre kubbede asılı
bulunuyordu. Bu değerli küre de, kubbede meydana gelen derin çatlamaların
tehlike arz etmesi üzerine cami restorasyonu bitene kadar Sivas müzesine
muhafaza altına alınmıştır
Hacet
(Dilek) Kapısı Mahfilin hemen altındaki HACET KAPISI abanoz ağacından
yapılmış, o yüzyılın ahşap işlemeciliği konusunda numunelik olan panjur
da defalarca çalınmak istenmiş.
Minber
Rivayete göre bu minberi iki usta on iki yılda
yapmış.Abanoz ağacından yapılmış.İşlenebilmesi için yıllarca toprak
altında su içerisinde fırınlanıyor,işlendikten
sonrada zaman geçtikçe sağlamlığı artıyor. Bu ağacın şu anda Afrika
dolaylarında yetiştiği söylenmektedir.Anadolu’da ki Selçuklu eserlerinin
çoğunda abanoz ağacından yapılmış minberlere rastlanırvar ama Divriği ULU
CAMİ deki gibi ince işlenmiş, bitkisel bezemeli
ve ayet ve hadislerle süslenmiş olan bu minberin başka bir örneği mevcut
değildir.
Minber ustasının adı Tiflisli İbrahim oğlu Ahmet'tir.Minberin
sağ tarafında Selçuklu hat sanatı ile Al-i İmran Suresi 16-17.ayet-i
kerimeler yer almaktadır. Hattatın adı ise şöyle yazılmış."El fakir Ahmet
bin Muhammed".
Şifa hane taç kapısı üzerinde saçları örgülü kadın
ve erkek figürü
Güneş Kursu
Hayat Ağacı Motifi
Geçen
yıl farkına varılan ve Ağustos aylarında ikindi vaktinde ortaya çıkan Batı
kapısındaki kitap okuyan ve namaz kılan gölge yörede büyük heyecan
uyandırmıştır.
800 yıllık bu tarihi cami'de bu gölgenin yeni fark edilmesi çok şaşırtıcı. Bu gölge
yüzyıllar önce yapılan camideki mükemmel mimariyi gözler önüne seriyor.
Kaynak: http://divrigimuftulugu.gov.tr Derleme: İsmail Sağlam